EL KAVRAMA KUVVETİ ÜZERİNE ÇALIŞMALARIN KISA BİR DERLEMESİ

 


EL KAVRAMA KUVVETİ ÜZERİNE ÇALIŞMALARIN KISA BİR DERLEMESİ

"Bir nevi taşı sıksa suyunu çıkaranlarla çıkaramayanlar arasındaki farkları inceleyen araştırmalar"

F. Hüma Özay



Çok güçlü, dinç ve her işte kolaylıkla çalışabilecek insanları tanımlamak için "taşı sıksa suyunu çıkartır" diyen eskiler, gerçekten doğru söylemiş olabilirler mi? Yapılan araştırmalara göre el kavrama kuvveti, yaşlanma durumunu gösteren önemli bir objektif gösterge olarak karşımıza çıkıyor. 

Kavrama kuvveti, yaş aralıkları ve cinsiyete bağlı olarak diğer pekçok değişken gibi farklılık gösteriyor. Jamar dinamometrenin klinik olarak kullanılabilir; verilerini son yapılan araştırmaya göre aşağıda paylaşıyorum. 

YAŞ K (kg) E (kg)

20-29 22.7         36.7

30-39 22.2         36.2

40-49 21.8         35.4

50-59 20.4         33.1

60-69 18.1        29

70-79 14.5     23.1

80+ 10         15.4

*Yüzde 5'lik verilerin kilogram olarak değerleri paylaşılmıştır. Dominant el ve dominant olmayan el arasındaki farklarda yaklaşık 1 pound (0,453 kg) civarında değişim olduğu için araştırmada bu farklılık paylaşılmamıştır. Burada belirtilen veriler ortalama verilerden farklıdır. Yaşa göre belirlenen ve çalışmalarda kullanılan ortalama değerler bu verilerden çok daha yüksektir. Aşağıda bir çalışmanın da normal değerlerini de paylaşıyorum. 



El dinamometresi ile ölçüm yaparken dikkat edilmesi gerekenler:

Ölçüm, kişi ayakları yere basacak şekilde dengeli, kol desteği olmadan oturur pozisyondayken gerçekleşir. Kişinin diz ve dirsek açısı 90 derecede olmalıdır. Bilek nötral pozisyonda ve deviasyon olmadan tutulmalıdır. Ölçüm ise 3 defa 10 saniye aralıkla uygulanmalıdır. Her ölçüm değeri sırasıyla alındıktan sonra, değerlerin ortalaması alınır.

Pavlos Bopos ve arkadaşlarının el kavrama kuvvetinde en küçük klinik önemli değişiklikleri (minimum clinically important difference-MCID) ele aldıkları metaanalizde distal radius kırıklarında 6.5 kg, lateral epikondilitte 17 kg, karpometakarpal eklem osteoartritinde etkilenmeyen tarafta 1.12 kg, tutulan tarafta 0.84 kg ve sağlıklı bireylerde 2.69-2.44 kg arasındaki farklılılığın anlamlı olduğu görülmüştür. Kısaca en küçük klinik önemli değişiklikten bahsetmek gerekirse, bir tedavinin ya da uygulamanın kişide klinik düzeyde anlamlı bir değişim yaratıp yaratmadığına dair öngörü sunan bir alt limittir. Bununla beraber kişinin yaşı, cinsiyeti, metabolik rahatsızlığı, eklemlerin etkilenim durumu ve seyreden hastalıkları gibi pekçok faktörün göz önünde bulundurulduğu bireysel tedavi planlarında yol gösterici olmakla beraber başlı başına yeterli değillerdir. Biraz uç bir örnek vermek gerekirse 80 yaşında osteosarkopeni ve diyabet hastası olan bir kadın, genellikle bu durumda refleklerde azaldığından kalça kırığı bekleriz ama şansımıza distal radiusunu* kırmış olduğunu düşünelim. Bu hastada klinik olarak kavrama kuvvetindeki en küçük klinik önemli değişiklik (MCID) verileriyle yola çıkarak, tedavinin başarısını ölçmek doğru olmayacaktır. Bu vakada yeterli kavrama kuvveti fizik tedavi ve rehabilitasyonun sonucunda elde edilemeyebilir. Bu hastada kavrama kuvveti çalışmalarının yanında, asıl hayati nokta olan düşme olayının tekrarının önüne geçmeyi hedefleyen rehabilitasyon yaklaşımları ve gündelik yaşam aktivitelerini kolaylaştırmaya yönelik ergoterapi çözümleri ile yol alınması gerekebilir. 

Rehabilitasyon bütüncül bir yaklaşımla ilerlenmesi gereken bir süreç olmakla beraber, yapılan çalışmalar el kavrama kuvvetinin gerek metabolizmal hastalıklarda gerekse bilişsel rahatsızlıklarda öngörüde bulunabilmek için uygun yollardan biri olduğunu gösteriyor. Gelin, birlikte taşı sıksa suyunu çıkartanlarla, çıkartamayanların arasındaki farkları ele alan araştırmalara bakalım. 

Kavrama kuvveti öncelikle yaşlı nüfusta kırılganlığın tespiti için oldukça etkili bir gösterge olarak karşımıza çıkıyor. Tıp terminolojisinde yaşlılıkta kırılganlıktan bahsettiğimizde  yaşanmışlıkların getirdiği sabrın azalmasıyla gelişen alınganlık, küsmeler değil; yine yaşanmışlığın getirdiği bu sefer organ ve sistemlerde fizyolojik rezervlerin azalmasıyla ortaya çıkan sistemsel hassasiyetlerden bahsediyoruz. Bir el dinamometresiyle ölçülebilen kavrama kuvveti, kişinin genel kuvvetinin, kemik mineral yoğunluğunun, kırık riskinin, beslenme yetersizliğinin, bilişsel fonksiyonlarının, depresyonunun, diyabet riskinin, yaşam kalitesinin, kol ve el fonksiyonlarının durumuyla ilgili objektif bir prognostik gösterge olarak kullanılabiliyor. 

Pavasini ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği, 7 araştırmayı kapsayan, yaş ortalamaları 62.3 olan 23.480 kardiyoloji hastasının katılımının yer aldığı metaanalizdeki çok değişkenli analizler sonucunda, kavrama kuvvetinde ortalama beş kilogramlık bir değişimin kardiyak ölüm riski için bağımsız bir gösterge olduğu görülüyor. Bununla beraber aynı çalışmada serebrovasküler olay ya da kalp krizi (miyokard enfarktüsü) geçirme riskiyle kavrama kuvveti arasında anlamlı bir ilişki bulunamamış.


Kavrama kuvvetiyle ilgili son yıllarda yapılan en detaylı çalışmalardan biri, UK Biobank projesinin 40 bin kişinin üstünde örnekleme sahip 9 sene takipli kohort çalışmasıdır. Çalışmanın amacında akıl sağlığıyla ilgili 30 farklı davranışsal fenotipin kavrama kuvvetiyle ilişkisinin saptanması hedeflenmiş. Çalışmada kavrama kuvvetinin, gelecekte yapılması planlanan işlerin hatırlanmasına yönelik olan prospektif bellek, hızlı bilgi işleme, sentez ve yaratıcılıkla bağlantılı olan akışkan zeka, parçaları eşleştirme ve reaksiyon süresiyle ilişkili olduğu bulunmuş. 

Çalışmada vurgulanan bir başka nokta ise yüksek kavrama kuvvetiyle beyindeki gri madde hacminin yüksekliğinin ilişkisi olduğu görülüyor. Gri madde sadece hareketle ilişkili kontrol mekanizmalarının değil; aynı zamanda duygusal ve davranışsal durumların da işlenmesi üzerine yoğunlaşan bir alan olduğundan, ortaya çıkan davranışsal fenotiplerin kavrama kuvvetiyle olan anlamlı ilişkisi aslında şaşırtıcı değil. Ayrıca yapılan diğer çalışmalarda da özellikle demans, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarında, gri madde atrofisi (azalması) önemli göstergelerden biri olarak görülüyor. Richard R. Carson makalesinde kavrama kuvvetinin yayılmış nöral ağlar boyunca entegre edilen aktiviteler sonucu ortaya çıkan kompleks ve koordineli bir davranış olduğuna atıf yaparak, bireysel farklılıkların beyin sağlığını yansıtan göstergelerle yakından ilişkili olduğunun altını çiziyor. 

Kohort çalışmasında cinsiyet ayrımının etkisi incelendiğinde, kadınlarda davranışsal fenotiplerle kavrama gücü arasında daha yüksek ilişki bulunduğu gözlemleniyor. Bu noktada kas, iskelet yapısındaki ve hormonlardaki farklılıklar, özellikle klimakterik dönemdeki kadınların daha kırılgan olmasına yol açtığından, çalışmadaki örneklem bu faktörlerden de etkilenmiş olabilir. Nitekim Yi-zhong Li ve arkadaşlarının yaptığı 120 örneklemli araştırmada düşük kavrama kuvvetinin femur boynunun, total kalçanın ve lomber omurganın kemik mineral yoğunluğunun düşüklüğüyle anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu görüyoruz. Hatta çalışmada el kavrama kuvvetinin, D vitamini eksikliği ve yaştan daha güçlü bir öngörü sunduğu belirtilmektedir. Bunun dışında bir diğer faktör olan, klimakterik** dönemdeki kadınlarda, nöral hücreleri koruyucu ve toksisiteyi engelleyici işlevi olan östrojen hormonundaki dramatik düşüşün de etkisi göz önünde bulundurulmalıdır. 

Labott B. K. ve arkadaşlarının yaptığı meta analiz makalesinde ise düşük kavrama kuvvetinin genel olarak bireylerin kuvvetinde bir gösterge olduğu belirtilmektedir. Bununla beraber bireylerin hareket kabiliyeti ve fonksiyonları ile kavrama kuvvetleri arasında anlamlı düzeyde ilişki görülmemiştir.

Genç popülasyon üzerinde yapılan çalışmalar diğer gruplara oranla nicelik olarak düşük olsa da burada son olarak, adölesanlar arasında yapılan 368 öğrencinin katılımı ve 2 yıl boyunca takibinin gerçekleştiği dikkate değer bir çalışmadan söz etmeden geçemeyeceğim. Çalışmada düşük kavrama kuvvetinin yaşlı nüfus üzerinde yapılan araştırmalara benzer sonuçlarla, adölesan dönemde de kardiyometabolik risk üzerine kayda değer bir prognostik gösterge olduğu görülmektedir. Düşük kavrama kuvvetinin, trigliserid, LDL kolestrol, HDL kolestrol, glukoz ve kan basıncı takiplerinin sonucunda adolesanlarda sağlık riski göstergesi olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma ortalamanın altında kalan el kavrama kuvvetine sahip adölesanların, sağlıklarının korunması ve sürdürülmesine dair risk taşıyabileceklerini vurgulamaktadır.

Araştırmalara göre, gerek uygulama kolaylığı ve gerekse maliyeti açısından diğer uygulamalara göre avantajlı olan el kavrama kuvvetinin, özellikle yaşlı ve genç nüfusta genel sağlık taramalarında kullanabileceğini görmekteyiz.

Adölesan dönemdeki çocukların sağlık düzeylerinin korunması ve desteklenmesi için el kavrama kuvvetlerinin değerlendirilmesi, erken dönem koruyucu önlemlerin alınabilmesi için faydalı olabilir. Yine bu alanda, çocukluk döneminde yapılacak yaşam tarzı değişikliklerinin genel sağlığın korunmasında çok önemli bir yatırım olacağından bahsedebiliriz. 

Yaşlı nüfusta ise kavrama kuvveti takibi, sağlıkta alınacak tedbilerin ve tetkiklerinin semptomlar gün yüzüne çıkmadan yapılmasını sağlamak adına faydalı olacaktır. Genel hatlarıyla bu prognostik gösterge sağlığı geliştirme programlarına katılımların sağlanmasının ön adımlarından biri olarak kullanılabilir.

Bireysel olarak ise yapabileceklerimize gelince, ellerdeki güçsüzlüğü görmezden gelmemek önemli gözüküyor. Kavanozun kapağını açarken, ağırlık kaldırırken ellerimizin yeterli kavramayı yapamaması, yaşımıza göre yaşam değişikliklerini yapmamız için bir uyarı işareti olabilir. Her daim fiziksel olarak tuttuğunu koparabilenlerden olmanız ve sağlıkla kalmanız dileğiyle...

*Radius: Ön kolu oluşturan kemiklerden biridir. Genellikle yaşlılarda ve çocuklarda elleri üzerine düşme sonucu distal (uç) kısmında kırık oluşması gözlemlenir. Distal radius kırıkları en yaygın üst ekstremite kırığıdır.

**Klimakterik dönem: Premenopoz, menopoz ve post-menopoz süreçlerini içeren dönemdir. 

KAYNAKÇA

  1. Ahrenfeldt, L. J., Scheel-Hincke, L. L., Kjærgaard, S., Möller, S., Christensen, K., & Lindahl-Jacobsen, R. (2019). Gender differences in cognitive function and grip strength: a cross-national comparison of four European regions. European journal of public health, 29(4), 667-674.
  2. Bobos, P., Nazari, G., Lu, Z., & MacDermid, J. C. (2020). Measurement properties of the hand grip strength assessment: a systematic review with meta-analysis. Archives of physical medicine and rehabilitation, 101(3), 553-565.
  3. Bohannon, R. W. (2019). Grip strength: an indispensable biomarker for older adults. Clinical interventions in aging, 14, 1681.
  4. Carson, R. G. (2018). Get a grip: individual variations in grip strength are a marker of brain health. Neurobiology of aging, 71, 189-222.
  5. Ikeda, K., Horie-Inoue, K., & Inoue, S. (2019). Functions of estrogen and estrogen receptor signaling on skeletal muscle. The Journal of steroid biochemistry and molecular biology191, 105375.
  6. Jiang, R., Westwater, M. L., Noble, S., Rosenblatt, M., Dai, W., Qi, S., ... & Scheinost, D. (2022). Associations between grip strength, brain structure, and mental health in> 40,000 participants from the UK Biobank. BMC medicine, 20(1), 1-14.
  7. Kim, N. S. (2018). Correlation between grip strength and pulmonary function and respiratory muscle strength in stroke patients over 50 years of age. Journal of exercise rehabilitation, 14(6), 1017.
  8. Li, Y. Z., Zhuang, H. F., Cai, S. Q., Lin, C. K., Wang, P. W., Yan, L. S., ... & Yu, H. M. (2018). Low grip strength is a strong risk factor of osteoporosis in postmenopausal women. Orthopaedic surgery, 10(1), 17-22.
  9. Malhotra, R., Tareque, M. I., Tan, N. C., & Ma, S. (2020). Association of baseline hand grip strength and annual change in hand grip strength with mortality among older people. Archives of gerontology and geriatrics, 86, 103961.
  10. Massy-Westropp, N. M., Gill, T. K., Taylor, A. W., Bohannon, R. W., & Hill, C. L. (2011). Hand Grip Strength: age and gender stratified normative data in a population-based study. BMC research notes, 4(1), 1-5.
  11. Marin, R., & Diaz, M. (2018). Estrogen interactions with lipid rafts related to neuroprotection. impact of brain ageing and menopause. Frontiers in neuroscience, 12, 128.
  12. Pavasini, R., Serenelli, M., Celis-Morales, C. A., Gray, S. R., Izawa, K. P., Watanabe, S., ... & Campo, G. (2019). Grip strength predicts cardiac adverse events in patients with cardiac disorders: an individual patient pooled meta-analysis. Heart, 105(11), 834-841.
  13. Peters, M. J., van Nes, S. I., Vanhoutte, E. K., Bakkers, M., van Doorn, P. A., Merkies, I. S., ... & PeriNomS Study group. (2011). Revised normative values for grip strength with the Jamar dynamometer. Journal of the Peripheral Nervous System, 16(1), 47-50.
  14. Peterson, M. D., Gordon, P. M., Smeding, S., & Visich, P. (2018). Grip strength is associated with longitudinal health maintenance and improvement in adolescents. The Journal of Pediatrics, 202, 226-230.







Yorumlar